Adalet, hakikat ve vicdanın sesi: Vicdan Vakfı

Daha Yaşanılabilir Bir Dünya İnşa Etmek

Vicdan Vakfı > Blog > Charity Fundation > Daha Yaşanılabilir Bir Dünya İnşa Etmek

Daha Yaşanılabilir Bir Dünya İnşa Etmek

Günümüz dünyasında uluslararası kurum ve kuruluşlar neredeyse yok sayılmakta, kuralların yerini güç almaktadır. Gücü elinde bulunduranlar adeta güç zehirlenmesi yaşamakta ve tüm dünyaya meydan okumaktadırlar. Bu zalim kişiler menfaatleri doğrultusunda istedikleri ülkelere saldırmakta, binlerce masum insanın ölümüne neden olmaktadırlar. Büyük balığın küçük balığı yuttuğu bu vahşi dünya düzeninde çatışmalar ve savaşlar kaçınılmaz hale gelmekte, insan hakları ihlal edilmektedir.

Bunlarla birlikte insani ve ahlaki değerler erozyona uğramakta, ahlaki çöküş gittikçe derinleşmektedir. Suç ve suçlu sayısında ciddi artışlar yaşanmakta, insan hayatı hiçe sayılmaktadır. Haram ve helal önemini yitirmekte, sevgi ve saygı azalmaktadır.
Gösterişe ve şatafata daha çok önem verilmekte, bilinçsiz tüketim ve israf gittikçe artmaktadır. Doğaya ve çevreye büyük zararlar verilmekte, ekosistem bozulmaktadır.
 
Siyaset millet için değil, menfaat elde etmek için yapılmaktadır. Adalet yasalara göre değil, emir ve talimatlara göre dağıtılmakta, adil olmayan kararlar alınmaktadır.

Atama ve görevlendirmelerde liyakat göz ardı edilmekte, sadakat öne çıkmaktadır. Rüşvet ve yolsuzluk çığ gibi büyümektedir. Hakka değil, kula kulluk edilmektedir.

İtirazın yerini, itaat ve biat almaktadır. Doğruya yanlış, yanlışa doğru denilmektedir. Çıkarları korumak için her yol mübah sayılmakta, milli ve manevi değerler oldukça fazla istismar edilmektedir.

İnsanlar ayrıştırılmakta ve ötekileştirilmektedir. Hoşgörü iklimi yerini korku iklimine bırakmaktadır. Toplumun temelini oluşturan aileler dağılmakta, kardeşler arasına nifak sokulmakta, akraba ve komşuluk ilişkileri gitgide zayıflamaktadır. İnsanların birbirlerine olanı güveni azalmakta, yardımlaşma duygusu yok olmaktadır. Değer yargılarımızı, örf ve adetlerimizi alt üst eden bazı diziler ve magazinsel programlar reyting rekorları kırmaktadır. Çocuklarımız teknolojinin tuzağına düşmekte, en değerli zamanlarını sosyal medyada gezinerek harcamaktadırlar.

İşsizlik artmakta, yoksulluk giderek yaygınlaşmaktadır. İş bulamayanlar kendilerine ve çevrelerine büyük zararlar vermektedirler. Ülkede değer görmediğini ve hakkının verilmediğini düşünenler başka ülkelere gitmenin yollarını aramaktadırlar. İşten kaçmak veya kaytarmak bir hünermiş gibi anlatılmakta, hakkı olmayana el uzatmak hakmış gibi görülmektedir. Kolay para kazanmanın derdine düşülmekte, etik ve ahlaki sınırların dışına çıkılmaktadır.
Kötülüğün sıradanlaştığı günümüzde birçok kimse “Biz böyle değildik, bu hale nasıl geldik?” sorusunu sormaktadır. Ancak kötülük sadece günümüzün bir sorunu değildir.
Kötülük insanlık tarihi kadar eskidir. Ve içinde insanın olduğu bir dünyada kötülük hiç bitmeyecektir. Yazar Marquez “Kötülük dünyada değil, insanların yüreğindedir.” derken, başka bir yazar William Golding “İnsan, arının bal üretmesi gibi kötülük üretiyor.” der. Çevremizde ve tüm dünyada bunca kötülük yaşanırken, bizler bu yaşanılanlara seyirci kalamayız, kalmamalıyız. Çünkü şair Özdemir Asaf’ın “Çokça yağmur yağsa, temizlenir mi şu kirli dünya?” dediği bu dünyada hep beraber yaşıyoruz. Bu dünyayı başkaları değil, biz kirlettik. Kirlettiğimiz bu dünyayı hep birlikte temizlemeli, geleceğe daha yaşanılabilir bir dünya bırakmalıyız.
Güney Afrika eski Devlet Başkanı Nelson Mandela “Dünyamızda yoksulluk, adaletsizlik ve büyük eşitsizlik devam ettiği sürece, hiçbirimiz gerçekten huzur bulamayız.” der. Vicdan ve merhamet sahibi olup ta, bu dünyada huzurlu olduğunu söyleyen var mıdır? Bence yoktur. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan zulüm, vicdanımızda büyük yaralar açmakta ve bizi huzursuz etmektedir. Bizler aynı gemide yolculuk eden farklı din, dil ve milletten oluşan yolcularız. Hepimiz farklı mesleklere ve ünvanlara sahipiz. Kimimiz zengin kimimiz fakiriz. Eğer bu gemi su alır ve batarsa hepimiz zarar görürüz. İçinde bulunduğumuz bu geminin sorunsuz bir şekilde limana ulaşması en öncelikli hedefimiz olmalıdır. Bu hedefe ulaşılması için herkes imkanları ölçüsünde elini taşın altına koymalıdır. Bu bir tercih değil, zorunluluktur.

Çinli filozof Chuang Tzu şöyle der:
“İçinde başkalarına yer ayırmayan kişi, onların halinden anlayamaz ve halden anlamayan biri için de herkes birer yabancıdır.”

Aynı dünyada yaşıyoruz, aynı gökyüzüne bakıyoruz, aynı havayı teneffüs ediyoruz ancak birbirimizden bihaber yaşıyoruz. Sadece “canı” düşünüyoruz, “cananı” unutuyoruz.

Şair Sabahattin Ali şöyle der:
“İnsan dünyaya sadece yemek, içmek ve koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.”

Önemli olan sadece yaşamak değildir; yaşarken yaşatmayı da bilmektir. Yani dertli olanların dertleriyle dertlenmek ve yaralarına merhem olmaya çalışmaktır. Bunun için kendi kabuğumuzdan çıkıp başkalarına dokunabilmeli ve onların hayatında olumlu izler bırakmalıyız. Yaratılışın ve yaşamın anlamı tam da budur.

Ancak kendisine faydası olamayan biri, başkalarına da faydalı olamaz. Kendini değiştiremeyen, başkalarını hiç değiştiremez. Hindistan’ın bağımsızlık hareketinin lideri Mahatma Gandhi şöyle der:

“Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol.”

Dünyayı değiştirmek istiyorsak değişime önce kendimizden başlamalıyız. Bunun için kendimizi yakından tanımalıyız. Tıpkı bir kitap okur gibi kendimizi okumalıyız. Okurken eksiklerimizi görebilmeli, hatalarımızı ve yanlışlarımızı fark edebilmeli, potansiyelimizi keşfedebilmeliyiz. Sonra bizi biz yapmaktan alıkoyan ne varsa hepsinden kurtulmalıyız.

En başta “Benden bir şey olmaz”, “Ben yapamam” gibi olumsuz düşüncelerden sıyrılmalıyız. Sonra hedeflerimize odaklanmalıyız. Başarılı olmak istiyorsak kendi sınırlarımızı aşmalıyız.

Westminster Manastırı’nda bir din adamının mezar taşında şu ifadeler yer almaktadır:

“Genç ve hürken, düşlerim sonsuzken çevremdeki her şeyi değiştirmek isterdim, dünyayı bile. Yaşlanıp akıllanınca dünyanın değişmeyeceğini anladım. Ben de düşlerimi azaltarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda artık son bir gayretle sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu da kabul ettiremedim.

Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki, önce kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla memleketimi daha ileri götürebilirdim.”

Hayatımıza ışık tutacak bu ifadeler, ünlü yazar Tolstoy’un şu sözünü destekler niteliktedir:

“Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmüyor.”

Dolayısıyla değişime önce kendimizden başlamalıyız. Aksi halde hiçbir şeyi değiştiremeyiz.

Vicdan Hareketine Katıl

Adalet, insan onuru ve hakikat için yürüttüğümüz çalışmalardan haberdar olun. Vicdan Vakfı gönüllü ağına siz de katılabilirsiniz.

    Vicdan Vakfı, insan haklarını savunmak, adalet ve hakikat için farkındalık oluşturmak amacıyla faaliyet gösteren bir sivil toplum girişimidir.

    Hızlı Linkler

    Menü

    İletişim

    © 2026 Vicdan Vakfı. Tüm hakları saklıdır.